5.1.3. PH. Peygamberimizin Çocukluğu
Peygamber Efendimiz sütanneye verildiği Sadoğulları yurdunda, sıcak bir aile ortamında büyüdü. Sütannesi Halime onu öz evlatlarından ayırmıyordu. Peygamberimizin Abdullah, Üneyse ve Şeyma isminde üç süt kardeşi vardı. Süt kardeşleri Peygamberimizi çok sever, onunla oyunlar oynarlardı. Peygamberimizin sakin bir kişiliği vardı. Bütün aile ondan memnundu. Sütannesinin kocası Haris bin Abdüluzza bir defasında şöyle demişti:
— Halime, bu getirdiğin çocuk bize çok iyi geldi. Evimize geldiğinden beri hayvanlarımızın sütü arttı. Sütümüzün yağı çoğaldı. Evimiz bereketle doldu. Bu çocukta bir farklılık görüyorum.
Peygamberimiz dört yaşına kadar Sadoğulları yurdunda, sütannesinin yanında yaşadı. Daha sonra oradan ayrılıp annesinin yanına döndü. Altı yaşındayken annesi ve onun yardımcısı Ümmü Eymen ile birlikte o günlerde ismi Yesrib olan Medine’ye gitti. Sevgili Peygamberimiz orada akrabalarını ve babasının kabrini ziyaret etti. Bu ziyaretlerin ardından Mekke’ye dönüş yolunda Peygamber Efendimiz’in annesi, Ebva köyünde hastalandı ve kısa bir süre sonra orada vefat etti. Bunun üzerine Ümmü Eymen, Peygamberimizi dedesinin yanına götürdü.
Peygamberimiz, annesinin vefatından sonra dedesi Abdülmuttalib ile yaşamaya başladı. Dedesi Peygamberimize değer verir, şefkat gösterir ve onu yanından ayırmazdı. Kureyş kabilesinin lideri Abdülmuttalib’in Kâbe’de kendisine ait bir köşesi ve minderi vardı. Buraya ondan başkası oturamazdı. Herkes ona saygı gösterirdi. O, mindere sadece Peygamber Efendimiz’in oturmasına izin verirdi. Peygamberimiz sekiz yaşındayken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. Dedesi, ölmeden önce Peygamberimizi amcası Ebu Talib’e emanet etti.
Amcası Ebu Talib, Peygamberimize sahip çıkmış ve onu her zaman korumuştur. Peygamberimizin yengesi Fatıma da ona sevecen davranmıştır. Onu hiçbir zaman kendi çocuklarından ayırmamıştır. Hz. Peygamber’in, yengesi Fatıma’dan “Annemden sonraki annem.” diye bahsetmesi amcasının ve yengesinin onu sıcak bir aile ortamında yetiştirmeye çalıştıklarını göstermektedir. O, yengesi Fatıma’ya karşı her zaman saygılı olmuş, sevgisini her durumda göstermiştir. Yengesi vefat ettiğinde üzüntüsünü “Bugün annem öldü.” diyerek ifade etmiştir.
Peygamberimiz, Ebu Talib ve ailesine maddi ve manevi anlamda her zaman destek oldu. O, çobanlık yaparak ailesine ekonomik anlamda da katkıda bulundu. Çobanlık yapması konusunda Peygamberimiz bir gün şöyle dedi: “Allah’ın gönderdiği her peygamber koyun gütmüştür. Yanındaki dostları ise “Ya sen?” diye sordu. Peygamberimiz de “Evet, ben de bir miktar ücret karşılığında Mekkelilerin koyunlarını güttüm.” cevabını verdi.
Mekke’nin iklimi tarıma elverişli değildi. Bundan dolayı Mekkeliler daha çok ticaretle uğraşır, çocuklarını da ticarete alıştırırlardı. Ebu Talib de ticaret yapardı. O, ticaret yapmaya gittiğinde Peygamber Efendimiz’i de yanında götürürdü. Bir yaz günü Şam’a yapılacak ticaret yolculuğuna Hz. Muhammed (sav) de katılmak istedi. Amcası bu isteğini geri çevirmeyerek onu kervana dâhil etti. Bu yolculuk esnasında Peygamberimiz on iki yaşındaydı.
Ticaret kervanı Şam’ın yakınlarında Busra denilen mevkide konaklamaktaydı. Bu esnada küçük bir bulut kervanın üstünde duruyor, kervanda belli bir noktayı gölgelendiriyordu. Bunu gören Bahira adında bir rahip, Ebu Talib ve beraberindekileri yemeğe davet etti. Ebu Talib yemeğe giderken Peygamberimize kervanın başında bekleme sorumluluğunu verdi. Peygamberimizin kervanın başında beklediğini gören
rahip onun da yemeğe katılmasını istedi. Bahira bu davette Peygamberimize bazı sorular sordu. Amcası Ebu Talib’e yeğeninin beklenen peygamber olabileceğini ve çok iyi korunması gerektiğini söyledi. Bu
konuşmalardan sonra Ebu Talib, Şam’a yapacağı yolculuktan vazgeçerek Mekke’ye geri döndü.
Hz. Muhammed (sav) davranışlarına her yerde dikkat ederdi. Aile büyükleriyle iletişiminde özenli ve uyumluydu. Her konuda ailesine danışır, onların düşüncelerine saygı duyardı. Sevgili Peygamberimiz,
ailesine ve büyüklerine yardımcı olur; ailesinin yaşadığı sıkıntıları kendisi de hissederdi.

İslamiyet, toplumdaki düzenin sağlanması için aile kurumuna çok önem verir. Her bireyin toplumda olduğu gibi aile içerisinde de sorumlulukları vardır. İnsanların ev işlerinde ailelerine yardımcı olması bu sorumluluklara örnek gösterilebilir. Kişinin anne ve babasına karşı sorumlulukları çok önemlidir. Bu konuda Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
“Rabb’in sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘Öf!’ bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” [İsra suresi 23. ayet.]
Peygamberimiz çocukluğunda çevresi tarafından takdir edilen bir kişiliğe sahipti. İnsanlar, küçük yaşta olmasına rağmen ona saygı gösterir; onun sözüne değer verirlerdi. O, çocukluğunda da sade bir hayat yaşamıştı. Hiçbir zaman cahiliye âdetlerine uymamış, yanlış davranışları benimsememişti. Ahlaki özellikleriyle göze çarpan üstün bir kişiliğe sahipti. Üstün ahlakının gereği olarak iyiyi, güzeli, doğruyu insanlara anlatırdı. Peygamberimizin ahlakının yüceliği Kur’an-ı Kerim’de “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.”[Kalem suresi 4. ayet.] ayetiyle ifade edilmektedir.
Peygamberimiz zamanını iyi değerlendirir, boş geçirmezdi. Dürüst bir kişiliğe sahipti. Söz verdiği zaman sözünde dururdu. İnsanlar arasında hakkı gözetir, adil kararlar alırdı. Onları ekonomik ve sosyal konumlarına göre ayırmaz, herkese eşit davranırdı. İnsanlara ve hayvanlara karşı daima merhametliydi. Yaşadığı sıkıntılar karşısında metanetini korurdu. İnsanlara karşı vefalıydı. Bakımını üstlenen amcasına yaptığı yardımlar, yengesinin sağlığında ve vefatından sonra sergilediği tutum ve davranışlar da vefasının bir örneğiydi.
Metanet: “Felaket, hastalık, ölüm gibi acı olaylar karşısında dayanıklı olma, isyankârlıktan, taşkınca söz ve davranışlardan sakınma.”
